Ruslar

Bizde Ruslar denince orta zeka yorumuyla hemen komünistlilkle eş görülen, 1990 lı yılların başlarında kapıların açılmasıyla Rus kadınlarının güzelliğinin farkına varılıp iç geçirmeler akla gelmektedir. Koca Rus devletine, kültürüne bakışımız ne yazık ki bu kadar sığ. Bu durumu kısmende olsa bozacak bir istisna ise sol tendenzli ve bir nebzede olsa az buçuk mürekkep yalamış kişilerin birazda körükörüne özellikle rus edebiyatına olan ilgisidir. Oysa bir ülkeyi/kültürü değerlendirirken onların yaşam şeklini, tarihini, yemeklerini, dansını, sinema filimleri gibi özellilklerini çok boyutlu bir şekilde hiçbir önyargı olmadan ilgilenmek gerekir. Buna ilaveten ülkemizdeki ekonomik zorluklarla beraber gezi kültürünün olmamasıda ortalama Türk insanın bir Moskovaya, St. Petersburga, Novosibirske, Yekaterinburga gibi önemli rus kentlerine gitmesini veya rus coğrafyasını/doğasını görmesini güçleştirmektedir. Böyle oluncada Ruslar hakkında komünist ve sadece kadınlarına duyulan ilginin dışında farklı birşey duymak pek mümkün olamamaktadır.

Halbuki Rusya devasa ormanları, sıklıkla karşılaşılan nehirleri ve ıssız bozkırlarıyla dünya tarihinde önemli bir rol oynamış bir devlettir. Rusların bir devlet haline gelmesi geç diyebileceğimiz bir tarihe tekabül etmektedir. Bunun içinde Rus devletinin kuruluş serüvenine kısaca değinmek gerekirse M.S 9. yüzyılına yoğunlaşmamız gerekmektedir. Bu yüzyılın başlarında Slavlar kuzeydeki Novgorod kentinden bugünkü Ukrayna`nın güney sahillerine kadar uzanan farklı kabilelerden oluşmuş bir halktı. Bu slav kabilelerinin aralarında bir birlik olmamakla beraber zaman zaman birbirleriyle savaşıyor ve kendi çevresinde bulunan diğer devletlerle ticaret yapıyorlardı. Aynı dönemlerde Vikingler`de Avrupa kıtası içersinde yağmacı bir zihniyetle ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu zaman diliminde Rurik isimli bir Viking lideri çeşitli hamlelerle bu slav kabilelerini bir çatı altında toplamayı başarmıştır. Bununlada ilk kez bir Rus devletinin temelinin atıldığını söyleyebiliriz. Bunu kuvvetlendiren bir teoride Rus kelimesinin Rurik ve Rurik soyundan gelenlerle işbirliği yapan slavlara verildiğidir. Rurik sonrası başa geçen Oleg adlı hükümdarda 878 yılında Kiev şehrini ele geçirmiştir. Kiev`in ele geçmesi Rus tarihi açısından hayati bir önemde olup Rus devletinin daha sağlam temellere oturmasını sağlayacaktı. Çünkü Kiev gibi stratejik açıdan önemli bir yerde kurulmuş olan bu kentin fethedilmesiyle güney bölgelere inmek daha da kolaylaşacak böylece Bizans`ın büyük kentlerine daha yakın ve Karadeniz`deki ticaret rotalarına hakim olunacaktı. Bununla maddi anlamda önemli kazanımlar elde edilerek Rus devletinin gelişmesi daha da hızlanacaktı. Bizans İmparatorluğuyla yakın ilişkiler kuran Ruslar, Bizans`ın 1453 yılında yıkılmasından sonrada özellikle Bizanstan arta kalan ideoloji ve inanç mirasınıda devralarak gelişimini sürdürecektir.

Ruslarla ilgili bilgiler akla geldiğinde diğer bir ilginçlikte inanç olarak Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebini kabul etmiş olmalarıdır. Bunu kendilerine göre katoliklikten farklı olarak kutsal saydıkları öğretiler ve düşüncelerini benimsedikleri aziz mertebesindeki din adamlarını ilahlaştırmalarıyla beraber sadece basit bir mezhep seçimi olarak değerlendirmemek gerekir. Bu bağlamda katolik mezhebine karşı toplumsal bir reaksyon anlayışınıda göz ardı etmemek gerekir. Hıristiyanlığın daha baskın olan katolik mezhebinden ziyade Rusların ortodoksluk mezhebini seçmeleri Rusların yaşam, inanç, gelenek, gibi öğelerinin diğer hıristiyan toplumlarından daha farklı olduğunu göstermektedir. Zaten iki mezhep arasında yüzyıllar boyunca sürmüş olan çatışmalarda bu durumun en önemli kanıtıdır. Bunu günümüzde bile siyasi eğilimlerinde, operalarında, edebiyat anlayışlarında, kilise mimarisi veya fresklerinde belirgin bir şekilde görebilmekteyiz.

Ruslarla ilgili diğer bir ilgi çekici ayrıntıda 1917 Ekim Devriminin bu topraklarda gerçekleşmiş olmasıdır.

Oysa Karl Marks çalışmalarında sosyalist devrimin gelişmiş sanayi ülkelerinden başlayacağını öngörmüştü. Halbuki bu devrim Avrupa’da sanayinin en az geliştiği Rusya’da gerçekleşmiştir. Burada yine Rus toplumunun tipik Avrupa zihniyetinden farklı olduğunu görmekteyiz. Örneğin bahsettiğimiz Ekim devriminin sanayisi gelişmiş Avrupa yerine Rusya`da hayat bulmasını Rusya’daki işçi sınıfının merkezi konumuna, köylülüğün toprak talebine, I. Dünya savaşı sonrası Rusyada oluşan sorunların dışa yansıma biçiminin farklılığı gibi etkenlere bağlayabiliriz.

Toplumsal talepler o ülkenin yaşam biçimiyle birlikte siyasi eğilimlerini, kültürel anlayışlarınıda oluşturur. Ruslarda coğrafi konumuyla beraber geçmişten aldığı etkiyle yaşam biçimi, dini inançları ve gelenekleri gibi unsurlar vesilesiyle dünya çapında edebiyat eserlerinin (Dostoyevski, Gorki, Çehov), klasik müziğin (Çaykovski, Musogski,) balenin (Alexandra Danilova, Natalya Makarova) sinemanın (Andrey Tarkovski, Andrey Zvyagintsev) ortaya çıkmasını sağlanmıştır. Ayrıca unutulmaması gereken bir detayda Rus ulusunun bilime, teknolojiye ve uzay araştırmalarına öncü katkılarda bulunduğudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Cem Günay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.