Fibula

Latince kökenli bir kelime olan Fibulayı Yunan ve Roma giysilerinde kumaşı genelde omuz kısmından tutturmak için kullanılan madeni çengelli iğne veya broş olarak tanımlamamız mümkündür. Süs eşyası olarakta kullanılan Fibulaların çoğunlukla üzeri bezemelidir. Fibulalar Eski Tunç Çağı’ndan itibaren (M.Ö. 3000 - M.Ö.1200) yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir. Çok değişik biçimleri varsa da temelde bütün fibulaların birer çengelli iğne olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

Erken dönemdeki giysilere tuturulan düz iğnelerin sadece baş kısmı dekore edilirken, fibulaların işlevselliği, süsleme olanakları, farklı boyutları sayesinde sayıları dönem içersinde daha da artmıştır. Ayrıca var olan farklı kültürler, farklı fibula tasarımları ile kendilerine özgü türler ortaya çıkmıştır. Öyle ki, taşıdıkları birtakım semboller ile fibulalar bazen savaşçı bir erkek bazen de evli veya bekar bir kadın gibi statü veya meslek gruplarını ifade eder hale gelmişlerdir.

Fibulaların çoğu bronzdan yapılmıştır. Ancak demir, altın ya da gümüşten yapılmış olanlarıda vardır. Fibulalar genel olarak bir iğne ve bir yaydan oluşurlar. Fibulanın daha önce kullanılan iğneye göre avantajı kapatılabilir olması ve böyleliklede giysiden kolayca kaymaması ve tasarıma bağlı olarak iğnenin ucundaki çıkıntının yaralanma olasılığını azaltmasıydı. Fibulalar sonraki dönemlerde düğmenin ortaya çıkmasıyla birlikte tamam demode olmuşlardır.

Özellikle fibulalarda ki yay kısmı bölgeden bölgeye ve dönem içersinde farklı biçimlerde tasarlanmıştır. Bu durum birçok fibula formunu arkeologlar için buluntuların tarihlendirilmesinde önemli bir ipucu olarak değerlendirilir.

Fibulalar yukarıda belirtiğimiz gibi elbiseleri, pelerinleri ve paltoları bir arada tutmak için kullanılırdı. Fibulaların bu pratik işlevlerinin yanı sıra takı işlevi de görmüşlerdir. Takı düşüncesiyle fibulaların üzerlerine kolye takılarak rütbe işaretlerine benzer sembollerle bezenirdi. Ayrıca yine fibulalar üzerine yapılan özel süslemelerlede kötü şansı önledikleri varsayılırdı. Böylece Fibuladaki takıların birer süs öğeleri olmasının yanı sıra din, tılsım gibi insanoğlunun üzerinde etkileri olduğunu söyleyebiliriz. Bu tür takılar bazen güç ve kuvvet göstergesi olmuş, bazende ölü hediyesi ile tanrılara birer sunu olmuştur. Antik Çağlarda fibulalar vazgeçilmez takıların başında gelerek, özellikle de Frigler döneminde Anadolu’da bir tarz haline geldiği bilinmektedir.

M.Ö. 7. yüzyıldan kalma olan Yunan fibulalarının, ördek, aslan, sfenks gibi hayvan figürleriyle süslenmiştir. Bu figürler fibulanın üstüne ya lehimle tutturulmuş ya da kabartma olarak işlenmiştir. Etrüskler de fibulayı çok kullanmışlardı; onların fibulalarının bazısı çok büyük olur, üstünde özenle işlenmiş kabartma hayvan dizileri bulunurdu. Romalıların fethettikleri ülkelerde de yaygınlaşan fibulalar artan atölye sayısı ve gelişen tekniklere bağlı olarak daha karmaşık tasarımlar meydana çıkmaya başlamıştır

Kısacası şekil bakımından oldukça zengin çeşitliliğe sahip olan fibulaların, aynı zamanda ait oldukları tarihsel döneme, coğrafyaya ve de o coğrafya üzerinde yaşayan toplulukların dini ve kültürel birikimlerine göre sınıflandırıldıklarını görüyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Cem Günay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.