İran Sineması

Sinema deyince genellikle aklımıza içersinde şiddet, çılgın kovalamaca sahneleri, ayrıntılı dövüş sahneleri, kahramanın ön planda olduğu gişe/ticari başarıya odaklı Amerikan Hollywood filimleri gelmektedir. Dünya üzerine seyirciye kolaylıkla ulaşan bu Hollywood filimleriyle birazda bilinçli şekilde Amerikan popüler kültürünü ve Amerikan yaşam biçimi sempatik hale getirilemektedir.

Oysa dünyada bize empoze edilmek istenilen unsurların dışındada farklı anlayışlarda mevcuttur. Bu durumu hayli geç sayılabilecek yaşlarda birazda arkadaşların zorlamasıyla izlediğim İran sinema filimleriyle farkına varmıştım.

İran sineması günlük yaşamda herkesin yaşayabileceği hikayeleri seçen ve yalın bir sinema diliyle “basit” bir teknik kullananarak gösterişe kaçmadan insani ve toplum değerlerini önde tutarak izleyiciye sunmayı amaç edinmiştir. Bilimkurgu, olağanüstü durumlar, küfür ve ucuz cinsellik yerine, yaşanmışlıklar üzerine ve seyir zevki yüksek gerçekçi bir sinema diyebiliriz İran sinemasına.

Burada İran Sinemasını ele alırken İran topraklarının geçmişten beri köklü devletlere ev sahipliği yaparak derin bir kültüre, birikime sahip olması bu sinemanın başarılı ve özgün olmasını sağladığını belirtebiliriz.

Üzerine fikir yürütülen diğer konulardan biride 1979 yılında gerçekleşen İran Devriminden sonra uygulanan sansür ve baskının neticesinde İranlı yönetmenlerin farklı yollar izleyerek  anlatmak istediklerini sembollerle veya daha yaratıcı yöntemlerle ifade etmeye çalışmaları bununda İran Sinemasının daha özgün ve başarılı olmasını sağladığını belirten bir düşüncedir. Mutlaka uygulanan yasaklar İran sinemasını farklı bir boyuta taşımıştır fakat buradaki özgünlüğü ve yaratıcılığı sadece sansüre bağlamak bir anlamda köklü İran kültürünü, edebiyatını, minyatürünü, şiirini, Firdevsi`yi, Ömer Hayyam`ı, Sadi`yi inkar etmek olur. Çünkü az öncede belirtmeye çalıştığımız gibi İran Sinamasını ele alırken bu topraklarda var olan geçmişten beri süregelen yaşam biçimi, birikimi, kültürünün bu görsel sanata birebir etkisi olduğu gerçeğini gözardı edemeyiz.

Sanki gizli bir kamerayla hayatın gerçeklerinin anlatıldığı bu filimlerde doğal oyunculukları ve diyalogları, bireyi ve toplumu ustaca sorgulamasıyla İran Sinemasının evrensel bir sinema olduğunu söylemek mümkündür. Saf ve naif bir kimlikteki bu sinemanın dünya sinema ölçeğinde bir ekol olduğunuda belirtmemiz gerekmektedir. Bu ekolü temsil eden çok önemli yönetmenlerin başında Abbas Kiarostami, Behram Beyzai, Bahman Gobadi, Mohsen Makhmalbaf, Samira Makhmalbaf, Mecid Mecidi, Cafer Penahi, Asgar Ferhadi gibi isimler gelmektedir.

Sarhoş Atlar Zamanı, Kaplumbağalar da Uçar, Cennetin Çocukları, Bir Ayrılık, Altın ve Bakır, Baran, Elly Hakkında, Üç Hayat, Serçelerin Şarkısı, Rüzgar Bizi Sürükleyecek, Çember, Satıcı, Hayalet Bandosu gibi daha birçok nitelikli İran filimleri bu sinemayı daha yakından tanımak adına mutlaka izlenmelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Cem Günay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.