Kabahat - 2

Uraz, derdini kimseye açamıyordu. Kendi kendine söylenip duruyordu. En iyisi bu dünyadan göçüp gitmek;” İntahar etmek, Allah katında intahar günah, Allah’ım bana bir çıkış yolu göster diye yalvarıyordu.” Dışardan biri görse;” bu adam kesin kafayı yemiş,” derlerdi. Kahvehaneye gitse bile kendini yalnız hissediyordu. Son günlerde kendini kitap okumaya verdi, tek teselli kaynağını onda buluyordu. Eşiyle aynı odada otursalar bile dalıp dalıp gidiyordu, eşi bu durumunu fark ederse:” Ne düşünüyorsun? Dalıp dalıp gidiyorsun,” diye sorunca:” Senin yüzünden kafayı yiyeceğim mi,” dese mi iyi olurdu?”

Uraz çok çaresiz kaldı, en iyisi priz tamir ediyormuş gibi yaparak, elindeki metal parçayı dokundurduğu anda yüksek gerilimden dolayı, vücudundan geçecek akım kesin öldürecekti, hem kendini asmaktan daha iyiydi. Ölmesi saniyeler içerisinde olurdu. Bu fikrini günlerce düşündü durdu.

Uraz o gün kalktı camiye namaz kılmaya gitti. Namazını kıldıktan sonra, ellerini havaya kaldırdı içinden:” Allah’ım, ben kabahat işledim de bu kadar sıkıntı çekiyorum? Ya beni bu kadından kurtar, yâda bu kadından beni kurtar, “ diye tekrar tekrar yalvardı, bildiği duaları arka arkaya söyledi:” Âmin,” dedikten sonra yüzüne sürdü. Üzüntüsünden ağlamaya başladı. İmamın dikkatini çekmiş olacak ki yanına geldi:” Sizi çok üzgün gördüm,” söyleyince, Uraz:” Babam aklıma geldi, ben çok küçükken öldü, babama çok özledim, “ yalan söylemek mecburiyetinde kaldı, böyle söylemeseydi; bir sürü nasihat dinleyecekti. Camiden dışarıya çıkınca gerçekten babası geldi aklına, Annem anlatmıştı; Ben doğduğumda ne çok sevinmişsin, yüzünde gülücükler belirmiş. Minik ellerimi tutarmışsın. Kırılır diye parmaklarımı, parmağınla sadece okşarmıssın, küçücük Uraz’ım diye bağrına basarmıssın. Ablalarıma çocuğa dikkat edin, bir yerine bir şey yapmayın diye tembih edermisin! Uzun zaman sonra kızlardan sonra oğlum oldu diye kıyamazmıssın; o benim göz bebeğim dermissin. Anneme:” Ayşe, çocuğumuza ne olur dikkat et, aç bırakma, evin temizliğini sen yapma, kızlar yapsın,” dermişsin. Ben bu sözleri büyüyünce annem söyledi. Baba, ailemizin bütün fertlerini kanatlarının altında tutmasını bilmissin. Annem evlatlarını bir yerde tutamadı. O kızlarını tuttu. Beni hep rakip gibi gördüler. Baba, seni çok özlüyorum. Sen yoksun, hep bir tarafım yıkık, kendimi boşlukta hissediyorum.

Baba, benim de çocuklarım oldu. Tıpkı senin gibi; çocuklarıma çok değer veriyorum. Onlarsız bir dünya düşünemiyorum. Bir de torunlarım oldu; dördü de birbirinden güzel ve yakışıklı. Senin torununun çocuklarını görmeni isterdim. Torunların çok tatlı olduğunu biliyorum, onların çocukları daha tatlı baba. Onları severken belki kıskanırdım seni. Sen benim gözümde çok büyüksün babasın. Ömrün yetseydi eğer, ben yalnız ve çaresiz kalmazdım. Kendimi zavallı hissediyorum. Zaten üzüntülüydü, babasının yokluğunda eklenince, üzüntüsü tavan yaptı. Öyle üzülmeye başladı ki, düşünemiyordu, boşluğa bakar gibi, daldı gitti, uzay boşluğunda yüzer gibiydi.  Kaç saat geçti farkında değildi. Kendine geldiğinde gecenin geç saatleri olduğunu farkına vardı.

Uraz sabah kalktı, eşiyle kahvaltısını yaptı. Hiçbir şey belli etmeden, iki rekât namaz kıldı. Dışarıya arkadaşlarının yanına gitti, her gördüğü arkadaşından;” helallik,” istedi. Konuştuğu arkadaşları önce şaşırdılar, sonra,” helal olsun,” dediler. Ogün karşısına kim çıktıysa helalleşti. Öğleden sonra eve geldi, hanımını karşısına aldı:” Hakkını helal ediyor musun,” diye sordu? Eşi de:” helal olsun!,” dedikten sonra, eşinin yanından kalktı, takım çantasından ince uçlu tornavida aldı, eşinin oturduğu salonunda bulunan prizin yanına gitti:” Ben, seni hiçbir zaman aldatmadım, senin anlattığın sözler üzerine yazdığım yazıdan dolayı, beni yargıladın, belalar okudun, kötü sözler söyledin, sana hakkımı helal etmiyorum,” diye sözlerinden sonra, elindeki tornavidayı prizin faz olan kısmına soktu, hafif bir titremeden sonra Uraz ölmüştü. Eşi, oturduğu yerden kalkıp yanına gelinceye kadar, Uraz yerde cansız bedeni yatıyordu. Eşi yanına geldi. Nefes almadığını anladı anda, çığlık çığlığa bağırıyordu. Eve gelen komşular durumu fark edince, onlarda bağırmaya ve ağlamaya başladılar, polise telefon edildi; “ Şu adreste intihar vakası var,” denildi. İncelemelerden sonra, rapor yazıldı, akşam üzeri mezarlığa defnedildi.

Eşi ilk önceleri bir şey anlamadı, fakat zaman geçtikçe, ne yaptığının farkına varmaya başlayınca, onun yokluğu eşinde derin izler bırakmaya başladı, Rahmetlinin yazdıklarını bir kez daha okuyunca, anladı ki, yazdıklarının hepsini kendisinin söylediğini anlamıştı. Hele bela okuması, kötü sözleri aklına geldikçe, kendi kendine çığlık çığlığa bağırıyordu, fakat ne fayda, giden gitmişti bu dünyadan. Oğlu durumu öğrendikten sonra annesinin yanına geldi:” ne yaptığının farkında mısın?” diye sordu, Sonra:” Babam, senden başka hiçbir kadına yan gözle bile bakmadı, babamın değerini bilemedin, senin gibi anne olmaz olsun,” dedi ve annesinin yanına bir daha gelmedi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar ÖRKELİ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.